Öfkemizi nasıl kontrol edebiliriz?

Neden öfkeleniriz? Hiç öfkelenmeyen birini tanıyor musunuz? Bu durum, pek mümkün değil gibi sanki. Yapılan araştırmalar her insanın az ya da çok öfkelendiğini gösteriyor. Ama asıl durum şu, öfkenin kontrol edilip edilmediği. Öfke ile ilgili yapılan bir araştırmayı sizinle paylaşmak istiyorum.

1960 lı yıllarda Harvard’lı bir yüksek lisans öğrencisi öfkenin doğasına dair çığır açan bir buluşa imza attı. Jean Briggs Kuzey Kutup dairesine gitti ve Eskimolarla birlikte 17 ay boyunca yaşadı. Briggs’in fark ettiği en önemli şey yetişkinlerin sinirlerini kontrol etme konusundaki becerileriydi. Eskimolar için küçük bir parça hayal kırıklığını veya kızgınlığı göstermek zayıflık olarak görülüp çocukça algılanıyordu.

ofke-001.jpg

Geleneksel Eskimo ebeveynliği dünya üzerindeki en anaç ve hassas ebeveynlik anlayışı sayılabilir. Hatta öyle ki bebeklere özel bir öpme şekilleri vardır. Çocuklara bağırmak veya sesini yükseltmek asla yapılmayan şeylerdendir. Bir çocuğu azarlamak veya ses tonunu yükselterek konuşmak Eskimo kültürünce uygun bir davranış olarak görülmemektedir. Briggs bir Eskimo yerlisinin konu hakkında fikirlerini şöyle aktarıyor. “Çocuklar küçük olduklarında onlara bağırman sorunu çözmez, yalnızca senin kalp atışını hızlandırır.”

Diğer insanlar gibi Eskimolar da  kızarlarmış ama  tepkileri hep sakinmiş. Jean Briggs’in anlattıklarına göre bir keresinde çaydanlık devrilmiş, zaten buzdan olan yerler çatlamış. Kimsenin yüz ifadesi değişmemiş. “Kötü oldu” deyip sakince çaydanlığı yeniden doldurmuşlar.

Bir diğerinde günlerce ördükleri balık ağı ilk kullanımda dağılmış. Kimse öfkelenmemiş. “Dikeriz” demişler, sakince. Eskimolar çocuklarının disiplinini bağırmak veya kızmak yerine hikaye anlatıcılığıyla sağlıyorlar. Bu hikâyeler bilinen masallardan ziyade, nesilden nesle geçen sözlü hikayelerden oluşuyor ve çocukların davranışlarını şekillendirmek için kullanılıyor. Örneğin bir anne çocuğuna sürekli deniz kenarına gitme diyerek bağırmak yerine denize dair hikayeler anlatarak çocuğun denizden uzak durmasını sağlıyor. Hikayeler hem eğlenceli oluşlarıyla çocuklara hitap ediyor hem de öğrenme sürecini hızlandırıyor.

Mesela bir çocuk sinirli bir hareket sergilediğinde, birine vurduğunda veya bağırdığında, herhangi bir cezalandırma söz konusu olmuyor. Bunun yerine ebeveynler çocuğun sakinleşmesini bekledikten sonra o sahnenin canlandırmasını yapıyorlar. Böylece çocuğun mantıklı düşünme becerileri kazandıracak deneyimler elde etmesini sağlamış oluyorlar. Ebeveyn çocuğun sergilediği davranışı kendini çocuğun yerine koyarak tekrar canlandırıyor ve bu etkinlik genellikle bir soruyla başlıyor. Ebeveyn sorduğu sorularla çocuğa davranışlarının gerçek hayattaki sonuçlarını sorgulaması konusunda yardımcı oluyor, bu sayede çocuklar duygusal olarak güçlü olmayı öğrenerek bir çeşit dengeye ulaşıyorlar.

Klinik psikolog Markham ebeveynlik hakkında şunları söylüyor: Bir çocuğa bağırdığınızda veya  sinirlenmeye başlıyorum dediğinizde çocuğa kızgınlığı ve kızgınlık durumunda bağırmayı öğretmiş oluyorsunuz.  Kızdığımızda onlara bağırarak kızdıkları zaman bağırmayı ve sorunların bu yolla çözüleceğini göstermiş oluyoruz. Tam tersine kendi sinirini kontrol edebilen ebeveynler, çocuklarına sinirlerini kontrol altında tutabilme konusunda yardımcı olabiliyorlar. Çocuklar duygularını kontrol edebilmeyi ailelerinden  öğreniyorlar.

ofke_2.jpg

Öfkede odak noktası öfkenin ifade ediliş biçimidir. Öfke, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen doğal bir duygusal tepkidir. Öfke, kişiler arası ilişkilerde sorunlara, çalışma yaşamında üretkenliğin, işlevselliğin bozulmasına, fiziksel ve ruhsal sağlıkta önemli sorunlara neden olabilmektedir. Öfke bir duygu halidir, davranış değildir. Öfkenin davranışa dönüşmüş şekli ise saldırganlıktır.  Saldırganlık öfkenin doğru biçimde ifade edilememesinden kaynaklanır. Kaynağı her ne olursa olsun önemli olan nokta, öfkeyi doğru biçimde ifade edebilmektir. Öfke duygusunun bireyin kontrolü dışına çıkması durumunda saldırgan davranış ortaya çıkar. Öfke denetlenebildiği sürece sağlıklıdır ve işe yarar. Öfke duygularının saldırganlıkla değil de, duygu ve düşünceleri yansıtacak şekilde ifade edilmesi en sağlıklı yoldur. Öfkenin “yapıcı” bir şekilde ifade edilmesi sırasında öfkeli birey, kendi duygularına ilişkin doğrudan ve gerçek bir ifade kullanmaktadır ve kendini kontrol etmektedir.

Öfkelendiğimizde karşımızdakinin bizi bilerek zorladıklarını düşünürüz ama durum böyle değildir. Onlar bir şeye üzülmüşlerdir ve bizim de o üzüldükleri şeyi bulmanız gerekir. O zaman hepimize kolay gelsin diyelim mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Emel GÜL Arşivi